İnsanlar… İnsanlar… Siyasetle yatıp siyasetle kalkıyorlar. Kendilerinden geçmiş bir şekilde çığlık atıyorlar, partilerini, yerlerini, menfaatlerini veya liderlerini korumak için, insanî olarak sahip oldukları birçok şeyden, vazgeçiyorlar. 


Ama bir yerlerde minik bedenler parçalanıyor, şu ramazan gününde, şu Müslümanlar için kutsal olan ayda, tozun toprağın arasından çıkarılıyorlar, beton yığınlarının altında vücutlarının yarısını bırakıyorlar. Kadınların saçları kopuyor, o küçücük yavruların oyuncakları toza bulanıyor. 


Hala birilerinin zerre kadar umurunda değil. Koruma içgüdüleriyle hareket ettikleri liderleri, partileri, sahip oldukları ve tabi ki siyasetleri önemli... Aptal aptal toplanıyorlar, uyuklayarak veya telefonla oynayarak bir takım görüşmeler yapıyorlar, denilenin anlaşılmadığı konuşmalar yapıyorlar ve sonra da dağılıyorlar. 


Daha nasıl söyleyeyim. Suriye’deki masumların üstüne ölüm yağıyor ölüm, kimsenin kılı kıpırdamıyor. Anlamıyor musunuz? Farkında değil misiniz? Niçin bu kadar ilgisizsiniz. Siz insan değil misiniz? Beyinlerinizin bunu anlaması için, kaç dilin inceliklerini kullanmalıyım söyler misiniz bana.


Çeşit çeşit bela okuma, kargışlama, beddua etme, lanetleme, lâinleme teknikleri buldum aslında. Ama sakin olacağım. Ortalama bir dille yazacağım. Sesim üç beş kişiden fazlasına ulaşmayacak biliyorum ama olsun ben elimden gelenin bir kısmını bu şekilde yapmış olacağım. 


Sürünmesi, altına bez bağlanması, bakanı edeni olmaması, inileye inileye ölmesi, çığlık çığlık temenni edilen kansız Esat mı dır Eset midir, güya, ilk başlarda ülkesini koruyordu ama şimdi ayrılıkçılarla savaşmayı geçti zavallı insanların üstüne bomba yağdırıyor, şehirlerini yerle bir ediyor. 


Kadınların, bebeklerin, yaşlıların şehirlerden çıkışına, bilerek isteyerek, izin vermiyor. Zavallı insanlar ve çocuklar, açlıktan, susuzluktan, sıcaktan veya soğuktan, göz göre göre, inleye inleye, acı çeke çeke yaşamını yitiriyor. Dünya bakıyor koca koca… Haber kanallarını yavaşça değiştiriyorlar…


Orada her şey birbirine karışmış. Kimin kiminle savaştığı belli değil. Hangi grubun neyle, kimle hareket ettiği anlaşılmıyor. Hiçbir hayvana benzemeyen yaratık bunları görmüyor. Peki, o görmüyorsa, o anlamıyorsa, o anlamayacaksa başka şeyler yapılamaz mı?


Sahi hiç çıkar yol yok mu? Yapılabilecek herhangi bir şey kalmadı mı? Bu dakikadan sonra bir çocuğun daha ölmemesi için, mahrumiyetten ve savaştan başka bir şey görmemiş bir meleğin yüzünün tebessüm etmesi için, can havliyle hareket edilemez mi? 


Ölüm yerine yaşam savunulamaz mı? Suriye’deki bebeklerin ölmemesi, iç savaşın sona erdirilmesi, bombaların sivillerin üzerine yağmaması için, sizin yapabileceğiniz bir şey kalmadı mı? 


Etkili liderlerle görüşme ayarlamadan tutun da, birleşmiş milletleri, Nato’yu araya sokmaya, hatta insan hayatının önemi için Putin’den ricada bulunmaya, Çin’den destek almaya kadar, ne bileyim işte, annelerinin babalarının kucaklarında hissizce oradan oraya koşturulan çocuklar için, elimizden gelen bir şey yok mu?


Bu işin içinden “Katil Esed, halkının üstüne ölüm kusuyor” diyerek sıyrılıp çıkılmalı mı? Bir zamanlar “Eset gitsin” derken gösterilen ilgi alaka, coşku şimdi, çocuklar ölümün ortasında kalmışken niye yapılmıyor. 


Tamam, bu güne kadar ne olduysa oldu, bundan sonra bir minik beden daha ölmesin diye o uzun boylu koca kulaklı o Eset ile ve muhaliflerle görüşülemez mi? Sakin sakin anlatılamaz mı onlara?


“Gidin kozlarınızı açık alanlarda paylaşın” denemez mi. “Neden şehirlerin üzerine patlayıcı yağdırıyorsunuz” diye sorulamaz mı? Savaşla uzaktan yakından alakası olmayan sivillerin katledildiğini üstüne basa basa söylenemez mi? 


El insaf, elinizi vicdanınıza koyun diye adeta yalvarılamaz mı? Bir insanın/çocuğun ölmemesi için Esed’e veya muhaliflere, olmadı Amerika’ya/Rusya’ya/Çin’e yalvarmak, insan orununu ayaklar altına mı alır, böyle mi düşünüyorsunuz. 


Vlademir Putin’e, David Cemoran’a, Barak Obama’ya, François Hollande’a, kendi hayatlarından, ailelerinden (Yekaterina Putina, Mariya Putina’dan),  (Arthur Elwen Cameron, Ivan Reginald Ian Cameron, Florence Rose Endellion Cameron, Nancy Gwen Cameron’dan), (Malia Obama, Sasha Obama’dan), (Julien Hollande, Clémence Hollande, Thomas Hollande, Flora Hollande’den) örnekler verilemez mi mesela? 


Bu liderlerin, kendileri öve öve bitiremedikleri, bir elleri balda öteki elleri yağda evlatlarının, torunlarının yaşam hakkı olduğu kadar, Suriye’deki gariplerin de aynı hakka sahip oldukları anlatılamaz mı? 


Yüreklerinin bam tellerine bu şekilde dokunulamaz mı? Onlar, isterlerse, merhamete gelirlerse, kendilerini oradakilerin yerine koyarlarsa ve inanırlarsa, evet inanırlarsa, bu savaşa bir son verebilecekleri kafalarına dank ettirilemez mi?


Anlamıyor insan, anlamak istemiyor. Bir müddet sonra diller lâl oluyor, sağırlaşıyor kulaklar...


Bu devletler, sınırlar, mezhepler, yeraltı kaynakları ve siyaset, yerin dibine batası siyaset, evler yıkıldığında tozun toprağın içinde oradan oraya dolaştırılan o masum meleklerden, yaşam isteyen, yaşamak isteyen insanlardan, şu hala yemyeşil dünyadan daha mı önemli… 


Bence değil… Çünkü ilk insan yaratıldığında devletler, sınırlar, mezhepler, yeraltı kaynakları ve lanet olası siyaset yoktu…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.